Perşembe, Haziran 29, 2006

BAKIŞ AÇISI




Bazen bakarız ama gördüğümüzü zannederiz...Oysa baktığımız şey bizim sandığımızdan cok başkadır...
Yaşadığımız olayları başımıza gelenleri kendi bakış açımazla görürüz...Yorumlar yaparız...Olaylar ve kişiler hakkında olur olmaz fikirler yürütürüz ..Böyle varsayımlarla yeriz kendimizide çevremizdekileride...
Birde diğer taraftan bakabilsek...Karşımızdakinin yerinden, onun gözlerinden, onun fikirlerinden, onun durduğu yerden...İşte belki ozaman gerçekten değişebilir bizim içinde hayat...Ozaman anlayabiliriz bir bebeğin niye ağladığını, küçük bir çocugun kendince büyük mantıklar kurarak bize yaptığı suprizi; Bizim için hiç hoş olmasa da onun gözlerindeki mutluluğu yaşamak için değmezmi? Bir an ocuk gibi düşünmek cokmu zor gelir insana? şu meşhur AT GÖZLÜKLERİNDEN neden herkeste bukadar çok var?
Aslında çocukluktan alışıyoruz bu "at gözlüklerini" takmaya...Hayal etmeye başladığımız anda vuruluyor darbeler...neden bulutlar pembe olmasın?boyama kitaplarının üzerindeki resimleri neden sadece örnek resimdeki gibi boyamak zorunda bırakılırz?Dışına taşıra taşıra boyamak hayallerimizi büyütücekse bukadar engel neden? Sonra alışıyoruz artık bizde zamanla bu düzene bulutlar daima mavi boyanmalı...ağaçlar yeşil olmalı...derken dahada büyüyoruz ...Kariyerimiz olmalı, sonra eşimiz ve mümkünse bakıcı elinde büyüyecek ideal eğitimi almış tek bir cocugumuz ...İşte şimdi mükemmele ulaştik sayılır diilmi?
Peki diğer açıdan bakmayı neden hiç düşünmüyoruz...Bulutların çocukken pembe olmasını onlardan sınırsız pamuk helva yapmayı, büyüdüğümüzde kendi istediğimiz için bir meslek sahibi olup çocuklarımızla ellerimizi batıra batıra sulu boya, kek pasta yapmayı...Gün sonunda başkalarının bize nekadar negatif hareketler yaptığı yerine bizlerin başkalarına nekadar pozitif işler yaptığımızı düşünmek daha keyifli olmazmı?
Bizler genelde agacın hep görünen yüzüne bakmayı tercih ediyoruz, ya arkasında ne olabilir acaba?

Çarşamba, Haziran 14, 2006

DENGE...


DENGEYİ DEĞİŞTİREN KİM?
DALGALARMI ? YOKSA BİZMİ ?

İmam-ı Azamdan Kıssalar...Bize düşen Hisseler2

Zamanında İmam-ı Azam ile herhangi bir konuda tartışmaya girip de galip çıkan görülmemiştir. Hem derya gibi ilmi, hem de herkese nasip olmayan zeka ve mantığı sayesinde hepsinden kendisi galip çıkıyordu.Abbasi Halifesi Me'mun İmam-ı Azam'ı Kufe'ye kadı yapmak istiyordu. İmamı çağırdı ve bu niyetini açıkladı. İmam-ı Azam yönetimin yanlışlıklarına alet olmamak için bu teklifi kabul etmedi.- Ben kadılık yapamam, dedi.Halife de herkes de kabul ederdi ki ondan iyi kadılık yapacak bulunamazdı. Bu nedenle Halife sert çıktı:- Yalan söylüyorsun, sen kadılık yaparsın!İmam-ı Azam akan suları durduracak şu cevabı verdi:- Eğer ben yalan söylüyorsam, yalan söylediğim için kadılık yapamam, çünkü yalancıdan kadı olmaz. Eğer "yapamam" dediğim zaman doğru söylüyorsam, sözümün gereği olarak kadılık yapamam. O halde her iki halde de kadılık yapamam,

İmam-ı Azamdan Kıssalar...Bize düşen Hisseler


Büyük fıkıh (hukuk) bilgini, Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam Ebû Hanîfe'nin (VIII. yüzyıl) ilmi faaliyetleri yanında ticaretle de meşgul zengin bir zat olduğu malumdur. Bu büyük insan, gündüz öğleye kadar mescitte talebelerine ders verir, öğleden sonra da ticari işleri ile uğraşırdı. Bir gün ders verdiği sırada bir adam mescidin kapısından seslendi:- Ya imam, gemin battı!... (İmamın ticari mal taşıyan gemileri mevcut)İmam-ı Azam bir anlık tereddütten sonra- Elhamdülillah dedi.- Bir müddet sonra aynı adam yeniden gelip haber verdi:- Ya imam, bir yanlışlık oldu batan gemi senin değilmiş.İmam bu yeni habere de:- Elhamdülillah, diyerek mukabele etti. Haber getiren kişi hayrete düştü:- Ya imam, gemin battı diye haber getirdik "Elhamdülillah" dedin. Batan geminin seninki olmadığını söyledim yine "Elhamdülillah" dedin. Bu nasıl hamdetme böyle?İmam-ı Azam izah etti:- Sen gemin battı diye haber getirdiğinde iç âlemimi, kalbimi şöyle bir yokladım. Dünya malının yok olmasından, elden çıkmasından dolayı en küçük bir üzüntü yoktu. Bu nedenle Allah'a hamdettim. Batan geminin benimki olmadığı haberini getirdiğinde de aynı şeyi yaptım. Dünya malına kavuşmaktan dolayı kalbimde bir sevinç yoktu. Dünya malına karşı bu ilgisizliği bağışladığı için de Allah'a şükrettim.

Salı, Haziran 13, 2006

Cuma Gününden İzler...







Geçtiğimiz cuma gunu gelen misafirlerimiz için yaptığımız ikramlar...hepsinin ayrıntılarını www.honeyedfood.blogspot.com adresimden bulabilirsiniz

Büyüklerin Bir Bildiği Vardır


"JAPON COCUGUN TEK HAYALI UNLU BIR KARETECI OLMAKTI.FAKAT AILESI BUNA IZIN VERMEDI.BIRGUN TALIHSIZ BIR KAZA SONUCU COCUK SOL KOLUNU KAYBETTI. AILESI COCUGUN MORALININ COK KOTU OLDUGUNU GORUNCE ONA BIR KARETE HOCASI TUTTU. HOCA ILK DERSTE COCUGA KARSISINDAKINI SAG KOLUYLA TUTUP USTUNDEN SAVURMAYI GOSTERDI. HATTA IKINCI UCUNCU VE SONRAKI BUTUN DERSLERDE HEP AYNI HAREKETI YAPIYORLARDI.COCUK BIR GUN HOCASINA 'HOCAM BEN COK SIKILDIM ARTIK BASKA HAREKETE GECSEK 'DEDI.HOCA ISE BUNU KABUL ETMEYEREK DUNYADA BUNU YAPAN EN HIZLI KISI OLMADIKCA BITIRMEYECEGINI SOYLEDI.COCUK O KADAR HIZLANMISTI KI,HOCASINI BILEGOZ ACIP KAPAYINCAYA KADAR YERDEN YERE VURUYORDU.BIR GUN HOCA ELINDE BIR KAGITLA GELDI.KAGITTA COCUGUN GENCLER KARETE SAMPIYONASINA KATILABILECEGI YAZIYORDU.COCUK COK SASIRDI.ERTESI GUN SALONDA ILK RAKIBININ KARSISINA CIKACAKKEN HOCASINA SORDU 'HOCAM BU IS NASIL OLUR,BEN SADECE BIR TEK HAREKET BILIYORUM KESIN KAYBEDERIM' HOCA ISE 'SENSADECE HAREKETI YAP' CEVABINI VERDI.COCUK RINGE CIKTI VE HAREKETIYLE RAKIBINI ELEDI.HATTA TEKHAREKETLE FINALE KADAR CIKTI. FINALDE KARSISINDA KENDISININ IKI KATI BIRI VARDI.ONCE COK KORKTU AMA YINE BILDIGI TEK HAREKETI YAPTI VE RAKIBINI ELEDI SAMPIYON OLDU.SEVINCLE HOCASININ YANINA KOSTU VE SORDU'HOCAM NASIL OLURANLAMIYORUM, SADECE BIR HAREKET BILIYORUM,TEK KOLLUYUM VE SAMPIYON OLDUM'HOCASI COCUGA BAKTI VE DEDI KI: 'SENIN YAPTIGIN HAREKET KARETEDEKI EN ZOR HAREKETLERDEN BIRIDIR VE BIR TEK SAVUNMASI VARDIR! RAKIBININ SOL KOLUNU TUTMAK' "
Bazen herşey bize çok uzaktır, ama ya gerçekten uzaktır yada bizim baktığımız noktadan uzak görünür...Çalışmak bizi daima adım adım hedefimize yaklaştırır , sıkılsakta bıksakta umutlarımız tükendesede...
kısacası çalışmak önemlidir ama dahada önemlisi "BÜYÜKLERİN DAİMA BİR BİLDİĞİ VARDIR":)

Pazar, Haziran 11, 2006

Kıssadan Hisse...



Bir gün Süleyman Peygamber (a.s) bir karıncaya bir yıllık yiyeceğinin miktarını sorar. Karınca da:"Bir buğday tanesi yerim" diye cevap verir. Cevabın doğru olup olmadığını kontrol etmek isteyen Süleyman Peygamber (a.s) karıncayı bir şişeye koyar. Yanına da bir buğday tanesi koyarak hava alacak şekilde şişeyi kapatır. Ondan sonra da bir yıl bekler. Müddeti dolunca şişeyi açtığında bir de bakar ki karınca buğday tanesinin yarısını yemiş, yarısını da bırakmıştır. Kendi kendine meraklanır. Acaba neden yemedi? Bunun üzerine Hz. Süleyman (a.s) karıncaya buğday tanesini tamamen neden yemediğini sorar. Karınca da:"Daha önce benim yiyeceğimi yüce Allah (c.c) verirdi. Ben de O''na güvenerek bir buğday tanesini tamam olarak yerdim. Çünkü O beni asla unutmaz ve ihmal etmezdi. Fakat bu işi sen üzerine alınca doğrusu nihayet bu aciz bir insandır diye sana pek güvenemedim. Belki beni unutup yiyeceğimi ihmal edebilirsin. O yüzden de bir yıllık yiyeceğimin yarısını yiyerek, diğer yarısını da ertesi yıla bıraktım" diye cevap verdi.

Cumartesi, Haziran 10, 2006

Hz.ALİ'den


Geçici evi donatıp
Kalıcı evi ihmal edene
ŞAŞIRIRIM....
Dünyada yoksul hayatı yaşayıp
Ahirette zenginler gibi hesaba çekilecek olan cimriye
ŞAŞIRIRIM....
Ölüm peşinde iken
Gaflette olana
ŞAŞIRIRIM....
Sağlık sıhhati görmeyip
Başka şeylere imrenenlere
ŞAŞIRIRIM....
Daha dün bir damla su iken
Yarında bir leşe dönüşecek olan kimsenin büyüklenmesine
ŞAŞIRIRIM....
Allah'ı tanımayıpta
Korkulu ve endişesi olmayana
ŞAŞIRIRIM....
Eceli elinde olmayan
Ham hayallerin peşinde nasıl koşar
ŞAŞIRIRIM....
Yarattıkları görüp dururken
Allah hakkında kuşku duyana
ŞAŞIRIRIM....
Başına gelen ve belaları önleyemeye gücü yetmeyen
Korktuğundan nasıl güvende olur
ŞAŞIRIRIM....
Elinde af dilemek gibi bir imkan varken
Allah rahmetnden ümit kesene
ŞAŞIRIRIM
HZ.ALİ

Çarşamba, Haziran 07, 2006

AŞIK ÇOBAN

bugun arkadaşlarimdan gelen bir e maili okudum hikaye şöyleydi; bir gün bir çoban padişahın kızına aşık olur, okadar aşıktırki yemeden içmeden kesilir saçı sakalı birbirine girer gözlerinde padişahın kızına olan aşktan başka bisey yoktur, cobanın yıllardır yanında olan arkadaşı onun bu haline cok uzulur ve bulundukları yerın dışındaki bilge bir kişiye gotürmeye karar verir, bilge kişi çocugun haline bakar ve eger 40 gun boyunca bir mağara kapanır ve surekli "Allah "derse padişahın kızının kendi ayagıyla geliceğine söyler...çobanın gozelrı parlar bunu duyunca ve hemen mağaranın yolunu tutarlar arkadaşıyla...çoban gözlerini kapatır ve "Allah" diye tesbih etmeye başalar, aradan iki hafta geçtiğinde halk arasında söylentiler coktan yayılmaya başlamıştır...şu mağarada bir derviş varmış hergun "Allah" diyormuş diye...bu laflar öylesine yayılmışki kralın kulağına kadar gitmiş...kral çok etkilenmiş ve yıllardır herşeyi danıştığı bilgenin yanına gitmiş...bu bilge çobanın kendisine danıştığı ancak padişahla yakınlığı olduğunu bilmediği bilgeymiş...derken padişah bilgeye bu dervişi vezir yapmak istiyorum duydumki ayağını bastığı yer bereketleniiyormuş demiş bilgede; madem öyle böyle dervişler dunya malıyla ilgilenmezler niçin kızınızı vermeyi teklif etmiyorsunuz diyence padişah enşeyle kabul edermi?demiş ...ve bu arada dervişin doldurması gereken 40 gun sona ermiş...önde padişah olmak üzere kalabalık bir grupla mağaraya girmişler soluk benizli çoban padişaha bakmış padişah tekliflerini sıralamış ancak çoban hepsini redetmiş ardında padişah madem bunları kabul etmiyorsunuz bari kızımı sizinle evlendireyim demiş...çoban ayağa kalkmış mağarada söyle bir tur attıktan sonra "Olmaz"demiş...kalabalığın arasından arkadaşı sıyrılmış hemen nasıl olur diye...çoban gülerek;" a dostum, demiş, ben kırk gün padişahın kızı için Allah dedim, Allahpadişahla vezirlerini ayağıma getirdi. Ya bir de Allah için Allahdeseydim...

Cuma, Haziran 02, 2006


Kula Bela Gelmez,Hak Yazmadıkca
Hak Bela Yazmaz,Kul Azmadıkca
Hak Kulundan İntikamını Kul İle Alır
Hakkı Bilmeyen Bunu Kul Yaptı Sanır
Hakkın Emri OlmayıncaYaprak Nasıl Sallanır.....

Cömertlikte yardım etmede akar su gibi ol
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol,
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol..
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,
Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol,
Hoşgörülükte deniz gibi ol,
Ya olduğun gibi görün...
Ya göründüğün gibi ol...
MEVLANA

ÂDİYÂT



Hak giydirmiş bize gömlek gafletten,
Çıkaranlar, kurtuluyor illetten,
Yüreciğim kebaboldu hasretten,
İmdat senden, yâ Hazreti Aşk, yetiş!

Yetişirsin, kimler düşerse dara,
Sensin derman, dardaki âşıklara
Hakkı seven, evvel aşka yalvara...
İmdat senden, yâ Hazreti Aşk, yetiş!

Dost yolunun sen olursun delili,
Sen ateşe yaktırmadın Halili,
Gel de kurtar ben gibi bir zelili...
İmdat senden, yâ Hazreti Aşk, yetiş!

Sen ettirdin Muhammede Miracı,
Sen giydirdin ona saadet tacı,
Sen gel kurtar ben kapında muhtacı
İmdat senden, yâ Hazreti Aşk, yetiş!

Sen getirdin ona cennetten bir at,
Sen gezdirdin yeri, göğü katbekat.
Haram olsun, sensiz bana bu hayat...
İmdat senden, yâ Hazreti Aşk, yetiş!

Senin ile yol gösterdi: Cebrail.
Bir makamdan geçmek, olmadı kabil
Yine orada sen ona oldun delil...
İmdat senden, yâ Hazreti Aşk, yetiş!

Yardım eyle Muhammet hürmetine,
Hep muhtacız biz onun himmetine,
Sen al götür ben fakiri (Metîn)e,
İmdat senden, yâ Hazreti Aşk, yetiş!

Yalvarırım merhamet et bana sen,
Sen var iken nasıl deyim bana, ben:
Lâl oluyor, sen (Emre) ye gelmezsen,
İmdat senden, yâ Hazreti Aşk, yetiş!

YUNUS EMRE